Kırık Saat
Bir şeylerin içini açmak, parçalarına ayırmak istiyorum. Dışındaki kabuğu öyle bir soyacağım ki bir özü kalıcak geriye. Öyle büyük bir iştahla özünü ortaya çıkaracağım ki tadını yemeden alacağım. Nedir bu şey diye soracak olursam kendime, ne derim bilmiyorum. Ama var bir şey açığa çıkarılması gereken. Yazarken o öze ulaşacağım diye içim kıpır kıpır oluyor. Çocukluğuma geri dönmüşüm de annem dondurma alıyormuş sanki! Bir şey var içimi heyecanlandıran ama ne bilmiyorum. Bir şey var, bir bunu biliyorum, bir şey saklanıyor içimde, bir öz. Kelimelerim araç olsun ve o öze ulaştırsın. Öyle cümleler kurmak gerek ki cümleler ard arda dans edercesine akıp gitsin, öze kadar ayak sesleri ulaşsın. Bu cümleler bu özün en büyük hayali olsun. Cümlelerin ahengine hayran kalırken ele versin kendini bu öz. Ah bu öz! Açıklanmayı bekleyen bir arzu belki de.
Uzun uzun yazmak lazım, zihnin her köşesindeki kelimeleri toplaya toplaya uzatmak lazım bu cümle zincirini. Öyle bir uzun bir zincir ki boğazı aşsın ama gemilerin en korkulu tuzağı olmaktansa boğazın iki ucunu birbirine bağlarcasına sıkı sıkı dursun. Esnek olmasını da bilsin bu cümleler birbirlerine bu kadar kenetlenmişken. Gitarın telleri gibi olsunlar ve sanatçısının en sevdiği sesi çıkarsınlar.
Bu soyutluk da nedir? Ey Halit, senin amacın nedir? Ne yazarsın böyle, eğlence mi ararsın kendine? Ya, diyorum ya işte, bir şey arıyorum. En gafil olduğu anda yakalamak lazım, cümlelerle büyülemişken.
Hadi bir soru gelsin aklıma ve takılıyım ardına. Ne aradığımı bile bilmezken neyin sorusunu sorabilirim? İşte bu soruyu herhalde. Bu sorunun aktığı bir deniz var mıdır? Bir yere götürür mü yoksa durgun bir gölün üstünde usulca bekletir mi? Keşke bir şelaleye çıksa bu soru. Kendi sesimi bile duyamayacağım bir gürültü içinde düşeyim suyun en hızlı aktığı anda. Bu kutsal şelalede yıkandıktan sonra çıkarayım ellerimi içinde hayatımın amacını bulduğum şelalenin göletle buluştuğu yerin en dibinde. Bir sır verebilsem keşke herkese, her şey şelalede saklı desem ve yalancı çıkmasam. Tüm hayallerim şelalenin köpüğünde yer etti, pek dayanamadan gözden kayboluverdi.
Evet, herkese bir sır vermeliyim. Herkes birbirinden saklasın bilmeden herkesin bildiğini. Peki bu sır ne olmalı? Bu sır şelalenin köpüğü gibi olmamalı, o kesin, yitip gitmemeli. Peki herkes bilirse bu sır nasıl sır olacak? Bu çözülmeyi bekleyen bir soru, şelaleden düşüp yolunda akan için dert değil bu, düşüp de düşenleri seyreden için bir problem. Akışın içinde kaybolandan çok durgunluğun derinliğinde bir akış yakalayan huzursuz insanlar dert edinir bunu. Kimse alınmasın ve de gücenmesin, biri ya da öteki oluyor insan.
Huzursuzluğumu kimlere anlatsam, yitip gitmemiş bütün umudumun üstünde kıvranışım olan huzursuzluğum. Hangi karakter edinir hikayelerimde bu huzursuzluğu, ya da, her karaktere paylaştırır mıyım? Az görünür mü acaba herkese dağıtsam, yoksa abartmış mı olurum beni tanımayan herkes için?
Kedimin beslenme saati yine yaklaşıyor, ben kaçar.
3
Henüz hiç yorum yapılmamış.
