Güven @Guven_2125

ATLI KARINCA


   Otobüslerde kısa mesafe binenlerle uzak mesafede binenlerin aynı ücreti ödemesini hiç anlamam.. Burada bile bir adaletsizlik var diye düşünürüm hep.Her sabah bu fikirle bindiğim bu otobüs beni alıp götürür Beyazıt semalarına. Etrafta hep aynı yüzler.Polis panzerleri, turistler ve turistleri göz hapsine almış esnaflar. Topuklarımla bata çıka yürüdüğüm bu yol bana hep ilk iş günümde yine bir yağmurlu günde  yere yuvarlanışımı hatırlatır. Yine acele ile evden çıkmışken parfümümü sıkmadığımı fark edip eve geri dönme gafletinde bulunmuştum. Şimdi düşününce beyninin ne kadarını kullandığının bile farkında olmayan küçük bir kadın olarak görüyorum kendimi. Ne kadar da küçük detaylara takılıp kalıyorum. Yağmurun şiddetiyle bir yandan şemsiyeyi tutarken bir yandan da, küçük yol taşlarına özenle bastığımı düşünerek hızlı adımlarla okula yetişmeye çalışıyordum. Yine olaylı bir Beyazıt günüydü..Kaldırıp kafamı; beni hüznünle mi karşılıyorsun İstanbul? Dememle kendimi yerde buluşum bir olmuştu..Topuklarımın kurbanı olmuştum.Bir türlü alışamadığım topuklarım..

           

   Ankara’nın ruhuyla İstanbul’u karşılaştırmaktan ne zaman vazgeçebilirim bilmiyorum.Uzun uğraşlar verdim bunun için..Önceleri 6 saatlik yolu 2 haftada bir çekmeyi göze almakla başlayan bu süreç ayda bir ve 3 ayda bire dönerek, şimdiyse Ankara’yı uzaktan severek sürüyor.Ama bu şehre bir kere alıştıktan sonra kopmak zor oluyor.. Sinsi sinsi çekiyor içine adeta.Kadınsı güzelliğiyle büyüledi beni burası. Gecesi ayrı bir ruh.. Ayrı bir özgürlük.. Budala bir şehir de aynı zamanda.. Acıyı köpek gibi hissettirir damarlarında. Her ilçesinin benim için ayrı bir ruh olduğunu çok sonra fark ettim. Her şeyi çok geç fark ettiğim gibi.. Mesela Beyoğlu  artık önemini yitirmiş bir eşyadır benim için. Herkesin bedenine dokunduğu bi hayat kadını ya da… Alışmakta zorlandığım bu şehir şimdi benim ana rahmine düştüğümden beri yaşayışımın temeli olmuş bir yer gibi.Ruhumda oluşan tüm yaraları, izleri, sevmeleri, sevişmeleri bir kumbara gibi biriktirip kilit takıp saklıyor.. Kadınsı ruhu aslında onu nazik kılan. İçinde fırtınalar kopan ama dışarıya hep süslü, büyülü ve çekici gelen bir kadın..

Üniversitede asistanlık yapma fikri aslında kulağa-en azından benim için-iyi gelmeyen bir durumdu. Emeğinin karşılığını alamadığın ve köle gibi çalıştırılma durumları..Herkesin cesaret edip de giremediği bir sosyoloji bölümünü bitirip okulda kalmayı başarmıştım. Ankara’dan kopup gelme nedenim de işte bu.İstanbul üniversitesinde çok sevdiğim hocalarımı da araya sokarak geldiğim bu koca şehirde sosyoloji asistanlığı yaparak hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum. Sosyolojiyi sosyalist olma gibi algılayan tüm zihinlere bizzat teker teker açıklama yaparak, aslında sosyolojinin toplumları incelediğini-hatta buna mercek altına almak da diyebiliriz-anlatırım.Sıkılmadan bıkmadan, yorulmadan.. Sosyoloji yaşamdır, yaşamaktır. Hayatın hep içindedir. Özümsemektir hayatı.İlişkileri irdeleyebilme sanatıdır. Bir tek insan sosyolojisi konusunda  yetersiz olduğumu hissetmişimdir. Her aşkı tutkuyla başlayıp hüsranla sonuçlanan bir kadın olarak. 30 yaşın da verdiği olgunlukla arkadaşlar arasında, içki masalarında çoğu kez sorgulamışımdır aşktaki hazin sonlarımı.. 

15

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli