Hayatta olanı sahnede saklayamazsın
Şüphesiz ki yıllar sonra üzerine büyük analizlere şahit olacağımız bir dönemden geçiyoruz. Tarih bugünleri anlatırken acaba biz tiyatronun hangi evresini seyir halinde olacağız? Bir yandan tüm Dünya’ da hatır sahibi tiyatro sahnelerinin performanslarına online olarak erişme lüksüne sahipken diğer bir yandan da tiyatronun dijital haline alışmaya çalışıyoruz. Peki ne olacak? Ben gibi sahnede nefes paylaşmayı seven seyirciler ve oyuncular nasıl buluşacağız? Öncelikle şunu belirtmek isterim ki ben bu süreçte ne ekmek yapabildim ne de online bir performans izleyebildim. Resmen bir tiyatro öğrencisi olarak kendimi inzivaya çektim. Kendi dur tuşuma bastım ki önümü görebileyim. Dünyanın ritmini hissedebileyim. Trend olanı yakalama çabasının kendi sanatımı yapmada engel teşkil edeceğini düşündüm. Fark ettim ki yaptığım her işi öyle olması gerektiğini düşündüğümden yapıyormuşum. Bir kitabı kafamı dağıtmak için değil de sahnede nasıl olur acaba diye okuyormuşum. Oysa hayat benim yaptıklarımla hiç de ilgilenmiyormuş. Günlük rutinlerin çoğu temel ihtiyaçları karşılamak içinmiş... Evet uzun süre sahneden ayrı kaldım ama kendi ayaklarımı nasıl yere bastığımı fark etmemi sağlayacak bolca vaktim oldu. Nihayetinde hayatla kurduğum bağ okuduğumu anlamama benim neye ihtiyacım olduğunu düşünmeme fırsat verdi. Sahne de tıpkı hayatın ritmi gibi kendi ritmini bulan bir performans alanı... Evet, buluşamıyoruz seyirciyle... Evet sahnemizden uzak kaldık ama belki de tiyatromuzun bu soluğa ihtiyacı vardır. Elimizdeki metinleri gözden geçirmeye yaptığımız ya da izlediğimiz performansları bir şekilde bize diretildiği için mi izliyorduk yoksa bize candan bir katharsis yaşattığı için mi? Hayatta olanı sahnede saklayamazsın demişim ders notlarımın bir köşesine... Belki hayatımızın moda dergisi sponsorluğunda giyilen kostümlerin dijital olarak sergilenmesinden çok daha iyilerini izleyecek bir evresindeyiz fakat şu an üretim aşamasındayızdır...
Henüz hiç yorum yapılmamış.
