Murat KAYA @Murat_KAYA_1961

Bipolar Olmak Kaderimiz Değil 4. Bölüm

Merhaba benim gönülden olan can dostlarım ve de kader arkadaşlarım. Bu gün sizlere "Bipolar Olmak Kaderimiz Değil 4. Bölüm" adlı makalemi yazım diline dökmeye çalışacağım. İnşallah sizler de büyük bir keyif alarak okursunuz. :)


Bİpolar rahatsızlığının Mani dönemi hayli uzun / Depresif dönemi daha kısa yaşayan bir birey olarak diyebilirim ki bu rahatsızlık bizim kaderimiz değil.


Mutlaka bir çaresi olmalı diyerek araştırma yapmaktayım.


Bipoları bizimle yaşayan organımız Beyin. Hayati organımız olan beynimizin sıradan insanlar gibi stabil çalışmasını etkileyen negatif yönlü bir şeyler eksik olmalı diyerek

beynimize odaklandım.


Bizim beyin organımızın "öğrenme + düşünce + duygu + tutku + istek + arzu + tepki verme" halindeki çalışma fonksiyonlarını incelediğimde bizim o sıradan insanların beyin çalışma yapısının çok farklı olduğunu gördüm.


Bipolar rahatsızlığı yaşayan bizler Mani / Depresif ruh halinin en uç noktalara ulaşabiliyoruz. O sıradan insanlar ise bizlerin yaşadığının binde birini bile yaşamıyorlar.


Peki neden ?


Bipolar rahatsızlığı da bizlere genetik miras yoluyla ulaşmış olabilir. Bazı rahatsızlıklar genetik kodlama da nesil atlama yaparak ileri ki bir nesilde kendini gösterebilir.


Bence bu yaşadığımız bu rahatsızlık bizim kullanmamız için verilmiş bir " Ödül " ya da onu toplum yararına kullanamazsak bize bir " Ceza " da olabilir.


Bilmeliyiz ki biz sıradan insanlardan çok farklıyız.


Onların göremediği en ince detayları ve yaşamın akışı içindeki sanatsal derinliği biz görebiliyoruz ve en uç noktalarda duygu yoğunluklarını yaşayabiliyoruz.


Bipolar rahatsızlığı yaşayan bireylerin şu an bildiği veya daha keşfedemediği yetenekleri mevcut olduğuna inanıyorum.


Bizlerin kendi kişisel yeteneğimizin bulması gerektiğine ve yaşadığımız toplumun yararına sunması gerektiğine inanmaktayım.


Bizler o sıradan insanlardan farklıyız. Özel bireyleriz. Birer ham elmas gibiyiz. Var olan gizli yeteneğimizi bulmak için çabalamalıyız.


Yaşadığımız zamanın akışı içinde işlenmeye ve sonunda parıldayan bir mücevher olacak bireyleriz.


Bu rahatsızlığın olumlu ve olumsuz yönlerini önce kendi yararımıza kullanmalıyız. Hepimiz bu yaşadığımız toplumun bir ferdi olarak çok özel ve çok değerliyiz.


Bipolar Rahatsızlığının Beyin kimyası hakkında :


Yukarıdaki sarırlar arasında bizlerin Beyninin sıradan insanlardan daha farklı çalıştığını söylemiştim.


Mani ve Depresif dönemlerde yaşanan duygusal uç noktaları yaşayan bir birey olarak bizlerin beyin kimyasında etken maddelerin çok eksik ve fazla olmasından kaynaklandığını öğrendim.


Serotonin (5-HT ya da 5-hidroksitriptamin) + Dopamin (DA) + Asetilkolin (ACh) + GABA (Gamma–Aminobütirik Asit) + Norepinefrin-Noradrenalin (NE) + Kortikotropin Salıcı Hormon (CRH) peki ya bu kimyasal maddeler ne işe yarar?


1) Serotonin (5-HT ya da 5-hidroksitriptamin) : Serotonin bir nörotransmitter görevi gören ve insan vücudu tarafından üretilebilen bir kimyasaldır.


Genel hatlarıyla psikolojik dengemiz için vazgeçilmez bir moleküldür.


Serotonin, triptofan isimli bir diğer kimyasaldan, biyokimyasal bir dönüştürme işlemi ile oluşturulur.


Serotonin merkezi sinir sistemi, kan pıhıtısı ve bağırsaklarda bulunur. Vücuttaki serotoninin % 80-90 gibi bir çoğunluğu, sindirim sistemi içerisinde bulunur.


Bunun sebebi, serotoninin tek işlevinin psikolojiyi etkilemek olmayışı, aynı zamanda bağırsak hareketlerini kontrol etmesidir.


Serotonin bunlar haricinde psikoloji ve sosyal davranışı, iştah ve sindirimi, uyku, hafıza ve cinsel istek ve fonksiyonları etkiler.


Selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI), vücuttaki serotonin düzeylerini etkileyebilir.

Meditasyon, bazı ışık dalga boylarının etkisi, egzersiz ve diyetteki değişimler, serotonin seviyelerini etkileyebilir.


Aynı zamanda acı biber, ceviz, bitkisel besinler, bazı tuzlar, badem, su tüketimi, gülümseme, doğada zaman geçirme, düzenli yürüyüşler yapmanın serotonin seviyelerini olumlu etkilediği bilinmetkedir.


2) Dopamin (DA) : Dopamin, beynin ödül ve zevk merkezinde rol alan yardımcı bir nörotransmitterdir. Ödül mekanizmamızı tetikleyerek bize gereken enerjiyi sağlar.


Depresyonda da serotonin ile birlikte rolü olduğu bilinmektedir.


Düşük dopamin aktivitesi, Parkinson ve Bipolar gibi hastalıklarla; yüksek aktivitesi ise şizofreni gibi hastalıklarla ilişkilendirilmiştir.


Bu yüzden Bipolar hastalarında aktiviteyi artırmak için L-DOPA içeren kimyasallar şizofreni hastalarına ise dopamin blokajı yapan antipsikotik ilaçları verilmektedir.


Protein açısından zengin besinler tüketin.


Tirozin isimli dopaminin seviyesini yükselten aminoasit açısından zengin olan protein kaynaklarından bol bol tüketerek, bu eksikliği giderebilirsiniz.


Tirozin açısından zengin besinlere ise sığır eti, yumurta, süt, baklagiller ve soyayı örnek olarak gösterebiliriz.


Doymuş yağ içeren gıda tüketimini azaltın.


Tereyağı, tam yağlı süt, Hindistan cevizi yağı gibi doymuş yağ içeren besinler, beyindeki dopaminin sinyallerini bozucu bir özelliğe sahiptir. Bu yüzden bu tarz besinleri mümkün olduğunca az tüketmeniz gerekir.


Prebiyotik besinler tüketin. Bağırsaklarda yaşayan bazı bakteriler, dopaminin üretimine doğrudan katkıda bulunur.


Bu üretimi destekleyen, aynı zamanda ruh sağlığına iyi gelen prebiyotik yoğurt gibi besinler tüketmeniz bu noktada size yardımcı olabilir.


Düzenli olarak egzersiz yapın. Özellikle aerobik gibi egzersizlerin Bipolar hastalığının tedavisinde etkili olduğu bilimsel çalışmalar doğrultusunda kanıtlanmıştır.


Günde en az 30 dakikalık yürüyüşlere ve fitness gibi egzersizlere katılarak, dopaminin eksikliğinin yol açabileceği hastalıklara yakalanmaktan kurtulabilirsiniz.


Yeterli miktarda uyuyun. Uyku eksikliği, dopaminin salgılanımının doğal dengesini bozan bir etmendir.


Düzenli ve dengeli bir uyku sayesinde beyniniz tarafından salgılanan dopaminin dengede kalmasını sağlayabilirsiniz.


Müzik dinleyin ve Meditasyon yapın. Sevdiğiniz şarkıları dinleyerek, beyninizin daha fazla miktarda dopamin salgılamasına yardımcı olabilirsiniz.


Bipolar hastalarının motor kontrolü geliştirmelerinde müzik dinlemelerinin çok faydalı olduğu kanıtlanmıştır.


Yaklaşık bir saatlik bir meditasyonun beyindeki dopaminin salgılanımı %64 oranında arttırdığı yapılan çalışmalar ile kanıtlanmıştır.


Zihninizi temizlemek ve ruhsal dinginliğe ulaşmak adına meditasyon kurslarına yazılabilirsiniz.


Yeterli miktarda güneş ışığı alın. Özellikle kış aylarında yeterli güneş ışığı almayan kişilerde duygu durum bozukluklarına rastlanabilir.


Ancak, saat 10 ile öğle 2 saatleri arasında güneş ışınlarına maruz kalmaktan mutlaka kaçınmanız gerekir.


Gerekli durumlarda vitamin ve mineral takviyeleri kullanın. Magnezyum, demir, folat, B6 vitamin takviyeleri alarak, dopamin miktarını arttırabilirsiniz.


Aynı zamanda günde 2 bardak yeşil çay tüketerek de dopamin eksikliğini giderebilirsiniz.

Ancak vitamin takviyeleri kullanmaya başlamadan önce mutlaka kan testi yaptırmak ve bir doktora danışmalısınız.


Dopamin eksikliği ruhsal sorunlar yaşamanıza sebep olur. Dopamin eksikliğinin yanı sıra dopaminin aşırı salgılanımı da ruhsal sorunları tetikleyebilir.


Örneğin, şizofreni ve bipolar hastalarının beyinlerinde dopaminin aşırı salgılandığı bilinmektedir.


Ayrıca kişide aşırı neşeli bir ruh hali, tansiyon yüksekliği, kalp atımlarının hızlanması da görülebilir.


Hasta; hiperaktivite, paranoya, stres, huzursuzluk, uykusuzluk, gerginlik, endişe, dikkatsizlik gibi sonuçlar ile karşılaşabilir.


Dopamin eksikliği ise depresyon ve sosyal fobi gibi ruhsal sorunları beraberinde getirebilir.

Dopamin fazlalığı neden olur? 


Kişinin beyin yapısı ve genetik faktörlerin yanı sıra hastanın nörobiyolojisi de dopaminin fazlalığına neden olabilir.


Sinirler arasında nörotransmitler tarafından sinyal iletiminde yaşanabilecek sorunlar, dopaminin daha fazla salgılanmasına yol açabilir.


Pek çok mental sağlık sorununa yol açan bu sorun, anksiyeteye neden olabilir. Bu durumda dopaminin aşırı salgılanımı yavaşlatmak için doktorlar genelde anti-depresan içerikli ilaçlar reçete ederler.


Ancak bu ilaçların da aşırı uykuya neden olma gibi birtakım yan etkilerinden bahsetmek mümkündür.


Dopamin testi nedir?


Dopaminin eksikliğinin ya da fazlalığının teşhisi amacıyla doktorunuz, sizi farklı testlere tabi tutabilir. Uyku EEG’si eksiklik tespitinde en çok başvurulan

yöntemdir.


Bu test ile beynin elektro yapısı gözlemlenebilir. MR, EMG, laboratuar ve kan testleri, eksikliğin ya da fazlalığın teşhisinde kullanılan yöntemler arasındadır.


Dopamin içeren ilaçlar nelerdir?


Dopaminin eksikliğinin tedavisi, eksikliğin asıl nedeninin tespitine yöneliktir. Bu doğrultuda hastada depresyon, şizofreni vb. herhangi bir akıl sağlığı varsa genelde duygu durum düzenleyici ilaçlar reçete edilir. İlaçlar, beyindeki dopamin miktarını azaltır.


3) Asetilkolin (ACh) : Asetilkolin, merkezi sinir sistemi (MSS) ve çevresel sinir sistemi (ÇSS) dahilinde önemli rol oynayan bir nörotransmitterdir.


Asetilkolin, merkezi sinir sisteminde iletim sisteminin bir parçası olarak görev yapar. Bireyin dikkati ve uyarılmasında önemli bir rol oynar.


Çevresel sinir sisteminde ise bu nörotransmiter otonom sinir sisteminin önemli bir parçasıdır ve istemsiz kasları etkinleştirmek için çalışır.


4) GABA (Gamma–Aminobütirik Asit) : GABA, beyinde doğal olarak üretilebilen en önemli kimyasallardan biridir. Bir anti-epileptiktir ve aynı zamanda gevşemeye yardımcı olan bir kimyasaldır.


GABA eksikliğinde anksiyete, epilepsi, uykusuzluk gibi hastalıklar görülebilir. GABA beyinde sinir iletisini yavaşlatarak etki gösterir; yani engelleyici (inhibitör) bir nörotransmitterdir.

Ayrıca GABA salınımını artıran çeşitli ilaçların sakinleştirici ama aynı zamanda bağımlılık yapıcı etkileri olduğu bilinmektedir.


5) Norepinefrin-Noradrenalin (NE): Norepinefrin, strese tepki olarak salgılanan bir nörotransmiterdir.


Hiç korktuğunuz zaman neden kalbinizin daha hızlı attığını veya avuç içinizin terlediğini düşündünüz mü ?


Bunlar nörepinefrin salınımıyla gerçekleşmektedir.


Adeta bir ‘Kaç ya da savaş’ molekülüdür.


Evrimsel geçmişimizle birlikte gelişmiştir. Hızlı kararlar verebilmemizi sağlar. Beyne giden oksijen miktarını artırır.


Kalpten kan pompalanmasını düzenler. Kaslarımıza glikoz ve lipitleri daha verimli ve hızlı şekilde verir. Konsantre ve dikkat süremizi uzatır.


Ayrıca lisede sıklıkla öğretilenin aksine, her zaman epinefrin ile "zıt" etkiye sahip değildir. Bu, sadece bazı sistemler ve organlar için geçerlidir; genel geçer olarak doğru kabul edilemez.


6) Kortikotropin Salıcı Hormon (CRH): Kimi zaman "stres hormonu" olarak da bilinen CRH, beyinde öğrenme mekanizması üzerinde etkilidir.


Hipofiz bezinin salgıladığı bu hormon, amigdala ve hipokampus gibi öğrenme ile ilgili beyin bölgelerini uyarır.


Az miktarda stres hormonu zihni açar, dikkati arttırır, öğrenmeyi hızlandırır. Aşırı salgılanması bedeni gerçekle ilgili olmayan aşırı tepkili ve alarm durumuna iter.


Posttravmatik stres bozukluğu (PTSB) denilen ve özellikle savaşlar, tecavüz, saldırılar gibi travmatik olaylardan sonra görülen bozuklukta önemli bir etkiye sahiptir.


Bu rahatsızlıkta korku, kaygı, aşırı ihtiyat, irkilme, eskileri yaşama, duygusal uyuşukluk, zevk alamama, başkalarının hissettiği ile ilgilenmeme gibi belirtiler görülür.

Bu rahatsızlık, beyindeki sinir bağlantılarının veya hormonal aktivitenin sürekli uyaranların varlığı altında bozulmasıyla oluşur.


Bilmenizi istiyorum ki sizlerin sağlığına asla bir zarar vermek istemiyorum.


Benim bu yazdığım makalemi okuduktan sonra duygu ve düşüncelerime katılıp / katılmamak adına özgürlüğünüz daima vardır.


Bipolar kardeşlerimin duygu ve düşümlerine daima saygı duyarım. Olumlu ve yapıcı eleştirilerinize daima açığım.


En içten saygılarımla....


Kaynaklarım :

Prof. Dr. Kerem Doksat Human Illnesses Psychology Today BrainFacts Kognitif Nörobilimler, S. Karakaş, Eylül 2010 araştırma makalesi


2

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli