analogkafa @analogkafa

Bilinçli Tüketici

Telefonum yere düştü, ekranı çatladı. Arka kamerası ve flaşı da patladı. Normalde flaşın görevi bu değil midir zaten, patlamak? Son patlayışı oldu, arka kameram ile flaşım çalışmıyor artık. Arka kamera dediğimde siz anlamışsınızdır ama normalde ön kameranın adı arka, arka kameranın adı da ön olması gerekmez mi? Yani telefonu elinize aldığınızda önünüzü çeken kamera ön kameradır aslında. Arka kamera da sizin arkanızı çeker. Yüzünüz telefonunuzu tutuş açınıza göre arkada olduğu için de... neyse bunlar çözülemeyecek meseleler değil.


Evet telefonumun ekranı çatladı. Gayet bilinçli bir tüketici olduğum için hemen gidip yenisini almadım. Bazı bilinçsiz tüketici insanların 'siktir oradan amk fakiri' dediğini duyar gibiyim ama hiç mühim değil... İnsanın parasının olması her şeyi alacağı ve alması gerektiği anlamına gelmediği gibi, parasının olmaması da çoğu şeyi alamayacağı ama almak zorunda bırakılacağı anlamına gelmez. bunlar değişik mevzular 


Sırf ekranı çatladığı, kamerası ve flaşı çalışmadığı için telefonumu çöpe atmayarak bu tüketim çağında geleceğimize ve gayet tabi çocuklarımıza bir şans tanıyorum. demek isterdim ama o kadar kolay değil Ve sadece iki özelliği artık yok diye size-bize en yakın dostumdan vazgeçip kaldırıp atmıyorum. Tamircilere güvenemediğim ve ne zaman güvenmek zorunda kalsam kavga ettiğim için de telefonumu bu -kamerasız, flaşsız ve çatlak- haliyle silikonunun son damlasına kadar kullanıyorum.


bir hafta sonra...


Yalnız bu çatlak ekran sendromu o kadar da kötü bir şey değil. Masada duran telefonumu gören arkadaşlarımın, sanki bir yerime bir şey olmuş -mesela parmağım kopmuş- gibi bir tepki vermelerine istinaden söylüyorum bunu. Sanıldığı kadar korkutucu bir durum değil. Telefonla istediğin birini arayıp konuşabildikten sonra telefon esas görevini yerine getiriyor demektir. Geri kalan tüm istekler telefona ekstra yüklediğimiz misyonlar olduğu için bu tip durumlarda olmasa da olur diyebiliyorum ben. şahsen Sıkı bir sosyal medya kullanıcısı olmadığım için de ekranın üzerindeki kılcal çatlakları pek önemsemiyorum. Ara sıra bir iki foto fişeklediğim instagram'da dolaşmamı da engellemiyor bu durum, insanları biraz çatlak görüyorum o kadar. eğer çatlaklık ekrandan ise...


iki hafta sonra...


Düşündüm de yaklaşık iki yıldır doğru düzgün bir alışverişe çıkmamışım. En son kurumsal bir firmaya iş görüşmesi için giderken ayakkabı, gömlek ve kumaş pantolon almıştım. Kurumsal firmalara giderken kumaş ya da keten pantolon giyilirmiş, -giyilmesi gerekirmiş- öyle söyledi ablam. Yoksa kurumsal olmuyormuş. Üç yıldır aynı kabanı giydiğim için annem artık yenisini almam gerektiğini söylüyor ama ben gayet iyi durumda olan kabanımı değiştirmek için bir neden göremiyorum. belki de görüyorum ama bilemiyorum 


Üç yıldır aynı şeyi giyiyorsun deyince cidden fazlaca kullanmışım gibi görünüyor ama kaban bu, yılda en fazla beş-altı ay giyilen bir şey. Bahardan kalma günleri, evde geçirilen depresyonlu zamanları, falan hesap etsen yılda en fazla üç ay giymişimdir. Şimdi üç ay giymişimdir deyince de çok gibi göründü ama o kadar değil. Kabanı günün yirmi dört saati üzerimde taşımıyorum sonuçta. Bir yerden bir yere giderken giyip çıkarıyorum. en çok giyip çıkarılan şeydir belki de kabanlar, montlar, polarlar... Demek ki kabanı giydiğim gün ortalama 3-4 saat üzerimde kalsa, yılda toplam bir ay giymişimdir. Yani üç yılda toplam üç ay kullandığım ve halen kullanılabilecek durumda olan bir şeyi neden değiştireyim ki...


üç hafta sonra...


Her ne kadar bilinçli bir tüketici olup yeni bir telefon almaya dirensem, arkadaşlarımın 'o ne öyle ya fakir gibi, değiştir şunu' demelerine yüz çevirsem de gün geliyor telefonumun ekranından utanıyorum. Mesela metroda yanımda güzel bir kız oturuyorken telefonumu cebimden çıkaramıyorum. Saate bakmak için elimi cebime atıyorum, sonra ekranın kırık olduğunu hatırlayıp zaten elimi cebime atmak için elimi cebime atmışım gibi yapıp öylece elim cebimde kala kalıyorum. Sabah saat sekize on kala o metroda öylece kala kalınca hiç hoş olmuyormuş onu çok iyi anlıyorum.


Sonra aklıma Japonlar geliyor. Onlar ki diyorum teknoloji tanrısının yeryüzüne gönderdiği elçiler... Onlar diyorum tuğla gibi telefonla dolaşmaktan hiç utanmıyor, kitaptan kafalarını kaldırdıkları zamanlarda ihtiyaçları olduğu zaman metroda, otobüste, yolda, yemekhanede çıkarıyor antenli telsiz gibi telefonlarını -haraka muraka diye konuşuyorlar. Ben neden utanıyorum ve gizliyorum ki diyorum -yani öyle düşünüyorum. Tabi ya ne gerek var ağbi deyip elimi cebime atıp tam telefonumu çıkaracakken, iyi de orası Japonya burası Türkiye, bu kızlar Japon kültürüyle mi yetişti, Alman kültürüyle mi yetişti ne bileceksin ağbi deyip tekrar eli cebinde motifime devam ediyorum. 


Ayrıca her an her yerde karşıma çıkan bu kızlar büyük ihtimalle maddi durumları olmadığı halde, olmazsa olmaz diyerek en son model cix telefonu bin bir türlü vade farklı borçla almışlarken ve her ay yüklü miktarda faiz ödüyorlar iken, bana 'biz alıyorsak sen de her türlü alırsın' bakışı atarak moralimi bozacak türden insanlardır diye düşünüyorum.


iki ay sonra...


Telefonum bozuk ve son zamanlarda iyice kendinden geçti, kendi kendine bir hallere girdi. Cebimde uslu uslu durması gerekirken kendi isteğiyle bir şeyler yapmaya başladı. Mesela gizlice ön kamerayı açıyor ve bana sürpriz yapıyor. Ön kamera dediğimde siz anlamışsınızdır ama normalde ön kameranın adı arka, arka kameranın adı da ön olması gerekmez mi? Yani telefonu elinize aldığınızda önünüzü çeken kamera ön kameradır aslında. Arka kamera da sizin arkanızı çeker. Yüzünüz telefonunuzu tutuş açınıza göre arkada olduğu için de... neyse bunlar çözülemeyecek meseleler değil.


Herkesin gayri ihtiyari yaptığı gibi varlığından emin olmak için arada bir dokunması ve eline alıp en azından tuş kilidini açıp kapatması gibi ben de cebimde duran telefonumu çıkarıyorum ve kendimi kendime bakarken bulup irkiliyorum. İrkildiğim zaman da bir tuhaf olup kendime kızıyorum. Böyle dümdüz efektsiz ön kamerayla kendinizi görmek siz de bilirsiniz ki hiç hoş bir durum değildir.


Mesela sessiz olmam gereken bir ortamda telefonumu sessiz moda almış oturuyorken, son dinlediğim müzik son ses cebimden çalmaya başlıyor. Evde, işte, sokakta, otobüste falan çalınca alıp kapatıyorum önemli değil de, bazı duygusal ortamlarda bu özellik hiç iyi olmuyor. İki hafta önce, sırf Kutay çok sevdiği için telefonuma yüklediğim ve arada sırada onu oyalamak için açıp çaldığım erik dalı gevrektir şarkısı, Necmettin ağbinin cenazesindeyken bir anda çalmaya başladı. İçeriye girmiş odanın içerisine yayılmış olan kalabalığa tam -başınız sağ olsun- diyecekken 'erik dalı gevrektir, erik dalı gevrektir amanın basmaya gelmez' diyerek ortamın sessizliğini bozdu. Panikledim. Telefonumu cebimden çıkarıp kapatmak isterken telefon elimden kaydı, ani bir refleksle tutmaya çalışırken de bir iki metre ileriye, halının ortasına fırladı. Acele ettiğim zaman hep böyle olur. Elimde ne varsa düşürürüm, düşerken de ayağımla vururum. Sanki düşen şeyi ayağımla yakalayabilecekmişim gibi maymun-sal hamle yaparım... Evrimden kalan bir özellik herhalde. neyse


Telefon o matemli odada 'eller oynasın eller' diyerek fırlayınca daha da panikleyip kendimi de halının ortasına fırlattım. Müziği bir an önce kapatmak pahasına üç dört saniye içinde yaptığım bu hızlı hareketler erik dalı gevrektir şarkısı eşliğinde deneysel bir oyun havası görünümüne büründü. tekno-erik stilini buldum Utanmasam 'yerler kaymıyo yalnız' diyecektim ama çok utandım. Osman ağbi benden önce aldı yerdeki telefonu ve sanki orada o cenaze evinde pek önemi varmış gibi 'aman ya ekranı kırılmış, tüh tüh yazık' dedi. Bir kaç kişi de 'tüh yazık oldu cık cık cık' deyince, ben de 'ekran zaten kırıktı ağbi boş ver' demedim, bu işten zararlı çıkmış gibi yapıp mahcubiyetimi azalttım.


devam ediyor...



6
analogkafa @analogkafa

ya çok mutlu oldum :):) camus'nün ikinci seçeneği olarak kendime bir fincan kahve ikram ederken gördüm yorumunu. teşekkür ederim

sedef @sedef_1513

Neyse bunlar çözülemeyecek meseleler değil 🤣🤣🤣 yeni sloganim olabilir :)

3

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli