analogkafa @analogkafa

Şahit misiniz?

Günümüzün gençler için son çare işlerinden biri olan çağrı merkezi kavramını ilk duyduğumda aklıma insanların çağrıldığı bir yer gelmişti. Vatandaşların herhangi bir nedenden ötürü -doğal afet ya da toplumsal bir olay- organize olmak amacıyla bir araya toplanacağı, her şehirde bulunan -bulunması gereken- bir bölge, bir merkez hayal etmiştim ama öyle değilmiş. İnternet kafeye benzeyen bir ortamda, kulağında kulaklıkla günde en az sekiz saat çalışan gençler, insanların telefonlarına çağrı atıyorlarmış. Aradıkları kişilere ihtiyaçları olmayan ürünlerin kampanyalarından bahsedip, satın almayı düşünmedikleri eşyalar satmaya çalışıyorlarmış. Aslında işsiz kalan gençlerin istemese de mecburiyetten toplandığı bir yer olarak, yine benim aklıma gelen şekliyle kendimi haklı çıkarıyorum. Merkeze çağrılıyorlar işte...


Kısa süre önce buna benzer bir çağrı merkezinden ayrılan arkadaşım Hikmet, iki yıl süreyle çağrı merkezinde çalışan birisinin şahitliğinin kabul edilmediğinden bahsetti. İkna kabiliyetleri gelişiyormuş, yalan söyleme becerileri falan artıyormuş. 'Nikâh şahitliği de dâhil mi?' dedim, 'bilmiyorum' dedi. Uzun zamandır atanamayan coğrafya öğretmeni arkadaşım Uğur da 'esas iki yıl işsiz kalan birinin şahitliğinin kabul edilmemesi lazım, çünkü işsiz kalan adam her şeyi yapar' dedi.


Aklıma ilkokul arkadaşım Muhammed geldi, üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulamamış iki-üç yıl çağrı merkezinde çalışmıştı. Sonra sevdiği kız ile evlenmek istemiş fakat kazandığı para ile evlenip ev kuramayacağını anlayınca sözleşmeli asker olmuştu. İki yıl sonra da şehit olduğu haberi gelmişti. Acaba şehitliği kabul edildi mi diye düşünmeden edemedim. Şahitliği kabul edilmeyenin, şehitliği neden kabul edilsin ki. Birilerine şahit olamayan, birileri için şehit olabilir mi...


Daha sonra bu bilginin -çağrı merkezinde iki yıl çalışan birinin şahitliğinin kabul edilmediği- doğru olmadığını öğrendim. Amerika'da böyle uygulamalar varmış ama Türk hukukunda yeri yokmuş. Türkiye'de hiç bir meslek böyle bir kısıtlamaya tabi değilmiş. doğru Eğer olsaydı ilk önce siyasetçilerin şahitliğinin kabul edilmemesi gerekirdi. Mevzu bahis ikna kabiliyeti ve yalan söyleme becerisi olunca politikacılarla kimse yarışamaz. Aslına bakarsanız Türkiye'de yaşayan herkeste bu konuda büyük bir potansiyel olduğu için bu özelliği bir mesleğe indirgemek o mesleği yapmayanlara pozitif ayrımcılık olur.


Bence ülkenin yarısı şahitlikten muaf. Her fırsatta yalan söyleyen ve yalan söyleyeni yıllarca sevip sayan bir toplum hiç bir güzel gelişmeye şahit olamaz.


5

Henüz hiç yorum yapılmamış.