Pes Etme Sendromu ya da Öğretilmiş Çaresizlik
‘’Bu duvarlar çok gariptir. Önce nefret edersin, sonra alışırsın ve yeteri kadar zaman geçince de ayrılmak istemezsin.’’ (The Shawshank Redemption, 1994)
İnsan, genellikle bilinmeyene ya da alışıldık olmayana karşı olumsuz duygular besler: uzak durur, korkar. Alışıldık, öğrenilmiş olana uygun davranmaya daha yatkındır insan. Değişim her zaman zordur.
Sosyal öğrenme kuramlarına göre insanlar davranışlarının birçoğunu sonradan öğrenirler. Yani davranışlar, sosyal yaşam içinde sonradan kazanılan birtakım özelliklerdir, doğuştan gelmez. Gündelik hayatta yapıp ettiklerimizin birçoğunu neden yaptığımızı bilmeyiz. Asıl nedeni üzerine düşünmeyiz, ‘’Zaten hep öyle olur, dünyayı sen mi kurtaracaksın?’’ deriz. Bu tarz davranışların içine hem tek başımıza yaptığımız bazı eylemler, hem de toplumsal olarak, grup halinde yaptığımız etkinlikler de dahildir.
Martin Seligman 1960’lı yıllarda Pavlov’un ‘’Klasik koşullanma’’ deneyinden hareketle birtakım çalışmalar yürütür. Öğrenme ve korku arasındaki ilişkiyi incelediği bu çalışmalarla Seligman, öğrenilmiş çaresizlik teorisini ortaya atana kadar arkadaşlarıyla birlikte birçok deney yürütmüştür.
Bunlardan en ünlüsü köpeklere uyguladığı bir deneydir. Bu deneyi kısaca şöyle özetleyelim. Kafese kapattığı köpeklerden bir kısmına otuz saniye kadar elektrik verir ve karşılarına da bir buton koyar. Bu butona basan köpekler her seferinde de elektriğin kesilmediğini görür. Otuz saniye boyunca zavallı köpekler elektriği yerler. Bir süre sonra butona basmayı bırakan köpekler için artık buton aktifleştirilir. Fakat köpekler elektrik verildiğinde, artık işlevsel olan butona basmazlar ve otuz saniyenin geçmesini beklerler. Deneyin aslı biraz daha uzun fakat burada işimize yarayacak kadar anımsasak yeterli.
Kaçma seçeneği verilmeyen köpekler zor bir durumda bırakılırlar ve artık kaçma seçeneği verildiğinde de umutları çoktan tükenmiştir. Çaresizliği öğrenmişlerdir. Bu duruma, kazanılmış başarısızlık sendromu da denir. Bir de bu teorinin sosyal boyutunu ortaya koyan bir deney ve sonrasında üretilmiş bir kavram vardır: Öğretilmiş çaresizlik.
Öğretilmiş çaresizliği anlatan bir deneyden bahsedelim. Beş maymun büyük bir kafese kapatılır. Kafesin üstüne bir salkım muz asılır. Ortaya da maymunların muza uzanmalarını kolaylaştırması için bir merdiven konulur. Maymunlardan her biri muza uzanmak için davrandığında dışarıdan üzerlerine tazyikli soğuk su sıkılır. Maymunların beşi de ıslanmaktan bıkmış, perişan bir halde kalırlar.
Bu aşamadan sonra ıslanmış beş maymundan biri kafesten alınarak yerine yeni bir maymun konulur. Artık dışarıdan su sıkılmayacaktır fakat maymunlar bunu bilmez tabii ki. Mevzudan haberi olmayan, kafese yeni giren zavallı maymun doğal olarak muzu almak için merdivene doğru gider. Islanmak istemeyen diğer dördü ise önceki deneyimlerinden yola çıkarak üzerlerine su geleceğini düşünürler ve yeni gelen maymunu engellerler, bir de üstüne zavallı maymuna bir araba dayak atarlar. Deneyin başındaki maymunlardan biri daha dışarı alınarak yeni bir maymun daha konulur kafese. O da muza davranır, onu da sopalarlar. Böylece deneyin başındaki maymunların hiçbiri kafeste kalmayana kadar maymunlar değiştirilirler. Artık kafesteki maymunların hepsi, muzu almaya çalışırken hiç ıslanmamış ama bir güzel dövülmüş maymunlardır. Muzu almaya çalışanları neden dövdüklerini bilmeden yeni gelen maymunları döver dururlar.
Başaramama inancının, korkuyla ve öğrenmeyle arasındaki ilişki üzerine yapılmış bu deney, insanların sosyal hayattaki bazı mantıksız davranışları üzerine düşündürüyor.
Henüz hiç yorum yapılmamış.
