İsmet KURGAN @Ismet_KURGAN_1350

Doğrudan Yanlışa

Bilim tarihinin ve bilim felsefesinin önemli kavramlarından iksi “doğrulanabilirlik” ve “yanlışlanabilirlik” diyebiliriz. Doğrulanabilirlik (verifiability) Carnap tarafından ortaya atılmış bir fikirdir. Buna “Philosophy and Logical Syntax” adlı kitabında ilk kez rastlıyoruz. Carnap’ın deyişiyle bu analiz aslında dilin sözdizimsel (syntax) olarak çözümlenmesidir. O halde Carnap’a göre bir önermenin mantıksal analizinin başlıca görevi bu önerme için doğrulama yöntemi bulmaktır (Carnap, 1996, s.9-10). Ona göre iki farklı doğrulama yöntemi vardır doğrudan ve dolaylı doğrulama. Carnap’ın verdiği örneğe göre, “şu anda önümde mavi bir zemin üzerinde kırmızı bir kare görüyorum”, önermesi doğrudan o andaki algılarımızla sınanabildiği için doğrudan doğrulanabilir (Carnap, 1996, s.5). Yanlışlanabilirlik (falsibiality) ilkesi ise bilimselliğin ayırıcı özelliği yanlışlanabilir olmasıdır. Bir bilginin bilimsel olup olmadığı yanlışlanabilirliği ile ölçülür. Şimdi ise Newton’ın ve Einstein’ın kütle çekim teorilerinden bahsederek bu iki ilkeye eleştiriler yapacağız.
Bilim tarihi için şüphesiz en önemli isimlerden biri Newton’dır. Hareketin yasalarını yazdığı “Philosophiae Naturalis Principia Mathematica(Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri)” kitabı ile tanınmıştır. Bu kitapta 3 yasadan bahseder. 1. yasa der ki dengelenmiş ve durağan bir cisme, sisteme dışarıdan bir kuvvet gelmediği müddetçe durmaya devam eder aynı şekilde sabit bir hızda hareket ediyorsa hızını korumaya devam eder. 2. yasa eylemsiz bir referans sisteminde, bir parçacık üzerindeki net kuvvet onun çizgisel momentumunun zaman ile değişimi ile orantılıdır der. Kısaca bu yasa şöyle ifade edilir: “F=ma: Bir cisim üzerindeki net kuvvet, cismin kütlesi ile ivmesinin çarpımına eşittir.” 3. yasa bir cisme, bir kuvvet etkiyorsa; cisimden kuvvete doğru eşit büyüklükte ve zıt yönde bir tepki kuvveti oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken bu kuvvetlerin aynı doğrultu üzerinde olduğudur. Bu yasa çoğu zaman şu cümle ile basitleştirilebilir “Her etkiye karşılık eşit ve zıt bir tepki vardır.”
           Newton’ı eşsiz kılan yanı bu yasaları matematik temelinde anlamlandırmış olmasıdır. Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri 1687 yılında Newton tarafından yayımlanınca, matematik; aslında daha önce sadece statik yani sadece belirli noktalar arası mesafe ya da alanı ölçerken dinamik bir biçim kazanıyor. Newton’dan önce de bu yasalar vardı ve kullanılıyordu onun yaptığı matematiği durağanlıktan kurtarmasıydı. Önce de matematik vardı, yine inşaatlar yapılıyordu, dişliler imal ediliyordu, evler yapılıyordu ama matematik sadece tanım yapıyordu. Matematik tüm bu kısıtlıklarından kurtulunca, bizim “bilim” tanımında kullandığımız matematik haline geliyor. Artık zamana göre değişim denklemler ile ifade edilebiliyor. O dönemde Kant doğru bilginin matematikle mümkün olabileceğini ve Newton fiziğinin matematiksel olduğunu söylüyor. Aristotales bilimi ile Newton bilimini ayırmak için matematiği kullanıyoruz. Yerçekimi matematiksel öğeler içerdiğinden dolayı bilimsel değil rasyonel olduğu için bilimsel. Newton’ı mekanik fiziğin kurucusu olarak tanımlıyoruz. Newton’ın en büyük amacı doğadaki yeknesaklığı anlamak. Doğayı işleyen bir makineye benzetir. Evren maddeden ibarettir fikrine ulaşır. Newton’a en büyük eleştiri Einsten’dan gelmiştir. Einstein Newton’ın kütle çekim konusunda yanıldığını ifade eder ve “Genel Görelelik Kuramını” ortaya atar. Gerçekte, kütleçekimi olarak nitelendirdiğimiz olaya sebep olan, uzay-zaman bükülmesiydi. Uzayda bulunan kütleler, etrafındaki uzay-zaman dokusunu bükerek eğri bir ortam oluşturuyordu. Yani Newton haksızdı. Günümüzde de bilim dünyası Einstein’ın teorisini kabul ediyor bu da göreliliği öne çıkarmakta ve böylece bilimdeki mutlaklık, doğruluk, tekçilik vb. kavramlar eskisi kadar güvenle sahiplenilmemektedir. Başka bilme şekillerinin var olabileceği ve doğrunun tek olamayacağı ifade edilmektedir. Buna göre bilim, toplumsal bir etkinlik olarak, toplumu var eden her şeyin izlerini taşır. Bir toplumun doğrusu, başka bir toplum için doğru olmayabilir. Dolayısıyla gerçeklik, görecelidir. Kuşkusuz bunda Newton mekaniğinden Kuantum fiziğine geçilmesinin büyük payı vardır. Bu anlamda sosyal bilimlerde krizden, yeniden yapılandırılma zorunluluğundan bahsedilmekte ve bu düzlemde tartışmalar sürmektedir. Tüm bunlar, sosyal bilimlerin, sosyolojik bir bağlam içinde kalınarak yöntem ve gerçeklik üretmesini zorunlu kılmaktadır.
           Tekrar “doğrulanabilirlik” ve “yanlışlanabilirlik” ilkesine dönersek. Doğrulanabilirliği Einstein’ın kuramlarının gözlemlenmesinin çok zor olmasından dolayı eleştirebiliriz. Göreleliğin doğrudan gözlemlenmesi imkansızdır. Carnap bu noktada dolaylı gözlemlemeyi öne sürmüştür. “Doğrudan doğrulanamayan bir önermenin, bu önermeden tümdengelimle çıkarılan doğrudan doğrulanabilir önermelerin, diğer bazı önceden doğrulanmış önermelerle birleştirilerek doğrulanması işlemine dolaylı doğrulama denir.” (Carnap, 1996, s.5). Fakat Einstein’ın göreleliği bu yöntem ile de doğrulanamaz. Newton’ın önermeleri doğrulanabilirlik ilkesine ters düşmez. Newton’ın birinci hareket yasasına bakarsak. Birinci yasa bize bir cisim dengelenmiş kuvvetler etkisinde duruyorsa dışarıdan bir kuvvet gelmediği müddetçe durmaya devam edeceğini söyler. Bunu doğrudan ve dolaylı gözlem ile deneyebiliriz. Gözlemlenebilirlik açısından Newton’ın yasaları daha kolay gözlemlenir. 
 Einstein aşısından doğrulanabilirliğe gerçekten somut eleştiriler ile karşı çıkmamız mümkün. Bu noktada yanlışlanabilirlik ilkesinde Einstein’ın görelelik kuramı yanlışlanbilirilk ilkesine ters düşmez. Newton’ın kütle çekim yasalarını yanlışlayan Einsten’ın evrenin sabit bir hızla büyüdüğü önermesi de Hubble tarafından evrenin büyüdüğü gözlemlenerek(bu gözlem de dolaylı doğrulanabilirlik ile uyumludur) yanlışlanmıştır. Hangi yöntemin daha iyi olduğu o kadar da net değildir. Bilimsel olanın hangisinin daha bilimsel olduğuna iki yasaya birden uyamasını kriter olarak alırsak. Newton’ın yasalarının daha bilimsel olduğuna karar veririz fakat Einsten’in yasalarının daha bilimsel olduğu aşikardır.
Eleştirim her iki yönteme de. İki yöntemde bilimsel ilerlemeye katkı sağlar bu yadsınamaz. Bu iki önermeye karşın beraber kullanılabilecek bir yöntem ise bana göre “fonksiyonalizm”dir. Fonksiyonalizm kısaca faydacılık diyebiliriz. Bilimsel bilgilerden kullanım doğrultusunda kimi zaman daha az doğru olanı kullanabiliriz. Örneğin uzaya uydu gönderirken hala Stephen Hawking denklemleri Einstein’ınkinden daha doğru olsa da Einstein’ın denklemleri daha fonksiyonel, daha kolay olduğundan onunkiler kullanılıyor. Bilimde fonksiyonalizm birçok yönden kolaylık sağlayan bir yöntemdir.
 
 
 
 
 
 
 
 
Kaynakça:
KÖROĞLU, C. Zehra / KÖROĞLU, M. Ali, BİLİM KAVRAMININ GELİŞİMİ VE GÜNÜMÜZ SOSYAL BİLİMLERİ ÜZERİNE, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 25, 2016, Sayfa 1-15
 
SALGAR, Emre, (2012). MANTIKÇI POZİTİVİSTLERDE SINIRLANDIRMA AYRACI OLARAK DOĞRULANABİLİRLİK . Dört Öge , (2) , 185-199
 
WATERS, Malcolm, Modern Sosyoloji Kuramları, Editör: Prof. Dr. Zafer CİRHİNOĞLU, Gündoğan Yayınları, 2. Baskı, 2008
 
BAĞLI, Mazhar Klasik Fizik İlkeleri Bağlamında Modern Bilincin ve İktidarın İmkanları: Özgürlük ve Yetkinlik, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 4, Sayı 3, 2002
 
Carnap, Rudolf. (1996). Philosophy and Logical Syntax, Thoemmes Press, London.
 
https://theconversation.com/from-newton-to-einstein-the-origins-of-general-relativity-50013#:~:text=In%20the%2017th%20century%20Newton,and%20energy%20of%20these%20objects.
4
1milyondolarpesinde @Fullseppner_3422

Emeğiniz için teşekkürler iyi çalışmalar 👍✌️🤗🙏

1

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli