Neden kadınlar yapamaz?
Kadın hareketinin elden düşürmediği önemli kitaplardan biri olan Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un belki de en kolay okunan kitabıdır. Kolay okunur, çünkü konu çok somuttur; kadın ve edebiyat.
Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları çok eski olduğu kadar aşağılayan bir soru vardır: “Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” İşte Virginia Woolf bu yakıcı soruya, tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten ve de kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor. Ve şöyle sesleniyor kadınlara: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ile boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!”
Aslında Karanlık Oda, Virginia Woolf'un ilk kez Eylül 1929'da yayımlanan makalesidir. Oldukça uzun olan makale, Woolf'un Ekim 1928'de Cambridge Üniversitesi'ndeki, kurucusu kadın olan kolejler; Newnham Koleji ve Girton Koleji'nde verdiği iki dersin sonucunda kaleme alınmıştır. Daha sonra kitaplaştırılan ve kadınlar özelinde dünyanın algılanmasını sağlayan Kendine Ait Bir Oda, toplumsal cinsiyet ve kadınların yazıya gönül vermesinin önündeki engeller üzerine yazılmış bir manifestoya dönüşmüştür: “Düşünsel özgürlük maddi şeylere bağlıdır. Şiir ise düşünsel özgürlüğe bağlıdır. Ve kadınlar her zaman yoksuldu. Hem de yalnızca son iki yüz yıl için değil, tarihin başından beri yoksullar. Kadınlar, Atinalı kölelerin oğullarından bile daha az düşünsel özgürlüğe sahip olmuşlardır. O halde, kadınların zerre kadar şiir yazma şansı olmamıştır. İşte bu nedenle paranın ve insanın kendine ait bir odasının olmasının önemini bu kadar vurguladım.”
Kitapta; Napolyon’un, kadınların öğrenim görme kabiliyetlerinin olmadığını düşünmesinden Dr. Johnson’un kadınların ruhlarının olup olmadığını tartışmasına pek çok cinsiyetçi yaklaşıma değinilirken, bunların aksine kadının ilahi bir yönünün olduğuna inan toplumlardan da söz ediliyor. Mesela Wolf’un anlatımına göre eski Almanlar, kadınların kâhin olduğunu düşünür ve önemli konular ile kararlarda onlara danışırlardı. Woolf, kitabında kadınları bir aynaya benzetiyor. Yüzyıllar boyunca erkekleri olduklarının iki katı büyüklüğünde gösteren sihre ve enfes güce sahip aynalara. O aynalar ki kadın gerçekleri söylemeye başlarsa figür küçülür ve erkeğin yaşam sevinci azalır. Eğer erkek kendisini kahvaltı ve akşam yemeğinde olduğunun en az iki katı büyüklüğünde görmezse, hükümler vermeye, yerlileri uygarlaştırmaya, kanunlar çıkarmaya, kitaplar yazmaya, giyinip kuşanıp resmi şölenlerde nutuk çekmeye nasıl devam edebilir?
Woolf, döneminin kadın hallerini anlatıyordu. Bir kadın kütüphaneye ya da üniversiteye ancak bir erkeğin eşliğinde ya da tavsiye mektubuyla gidebilir, girebilirdi. Bu duruma isyanını “Asla böyle bir konukseverliği istemeyeceğim” diyerek acı yüklü bir gururla ifade etmişti. Edebiyattaki en yaratıcı sözler, en derin fikirler kadınların dudaklarından dökülüyordu ama gerçek hayatta kadın güçlükle okur, zar zor hecelerdi ve kocasının malı durumundaydı. Aslında Woolf, tüm insanlığa acıyordu ve anlamlandıramadıklarından biri de sahip olma içgüdüsüydü: “Sahip olma içgüdüsü ve onları daima başkalarının tarla ve mallarını arzulamaya teşvik eden elde etme hırsı insanlara sınırlar çizdirmiştir. Bayraklar, savaş gemileriyle zehirli gazlar yaptırmış, kendilerinin ve çocuklarının hayatlarını feda etmek durumunda bırakmıştır.” Zamanının kadın ve erkeklerinin düşünce dünyasından çok ileride olan Woolf, Kendine Ait Bir Oda’da tahlillerini kıvrak zekâsı ve muzip diliyle kurduğu hoş bir kurguda dile getiriyor.
3
Henüz hiç yorum yapılmamış.
