Bir Ömür Böyle Geçti
1933'ten 2019'a bir marangozun gözünden darbeler, siyasi olaylar, memleket manzaraları, kendi başından geçen olaylar.
110 Sayfa yazı 35 sayfa fotoğraf
Örnek:
Ben 1933 yılında şimdi Makedonya’nın başkenti olan Üsküp şehrinde dünyaya geldim. Babamın adı Recep, annemin adı Nadire. Babam Türkiye’ye gitme kararı alır ve kaçak yollardan iltica etmek için Arnavut kökenli bir arabacı ile anlaşır. Babamın yaptığı beşiğe beni koyarak annem, babam, halam, amcam ve ben, beşiğin etrafını da üzerimizi çarşafa kapatırlar ve samanlarla örterek kamufle ederler. Arabacı dağlardan Yunanistan’ın Pire şehrine getirir bırakır. Ben o sıralar bir yaşındaymışım. Oradan bir Rus vapuru ile İzmir’e gelmişiz. Mülteci olarak geldiğimiz için babama Adapazarı’na giderseniz ev veriyoruz demişler. Ama babam Adapazarı’nı istememiş. Şimdi oraya ne denildiğini bilmiyorum, o zamanlar Basmahane fuar kapısıyla, Kahramanlar semtinin arasında Çayırlı bahçe denilen yerde, kiralık olarak bir ev tutmuşuz. Karşılıklı iki oda ortası hol zemin toprak, odalara merdivenle çıkılıyor, altımızda kiler ve depo olarak kullandığımız bodrum, sokaktan girince hemen sağ tarafında babamın marangoz tezgâhı. Babam orada sofra, oklava, terek, hamam oturağı vb. şeyler yaparak evi geçindiriyor, bir taraftan da iş arıyormuş. Bu arada Türk vatandaşlığına kabul edildiğimiz için babam, Atatürk’e duyduğu minnetten dolayı kendisine bir hediye yapmak istemiş. Ceviz kaplama ile yaptığı ay yıldız motif ağırlıklı desenleri olan ağaçtan bir çanta yapmış. Çantanın özelliği anahtarı gizli bölmede, kilitli anahtar yeri yok, alt ve üst kapaklar cilt gibi yapılmış, yuvarlak kısım açmak için kaydırıldığı anda içindeki mekanizma çantanın içindeki tabancanın tetiğini düşürüyor açılmış olan delikten mermi fırlıyor, çantayı açmaya çalışanı yaralıyor. Babam çantayı Atatürk’e götürmek istemiş, babama “seni onun yanına sokmazlar. Sen çantayı postayla Ankara’ya Atatürk adına yolla, onu gelen hediyeleri arasına koyarlar, Atatürk onu görür ve sana teşekkür mektubu yollar” diemişler. Babam çantanın tabancasının emniyetini kapıyor, Ankara’ya yolluyor. Birkaç gün sonra gece yarısı eve sivil polisler geliyor, babamı yaka paça Ankara’ya götürüp sorguya alıyorlar. Tabancayı babama sormuşlar. Babam da “çantanın ve tabancanın emniyetleri kapalı, bana çantayı getirin teferruatlı anlatayım” demiş. Çantayı getirmişler. Çanta kırılmış kapak bir yerde, gövde bir yerde. Babam kapak üzerinde detayları göstermiş “Çantayı Türk vatandaşlığına kabul edilmenin sevinciyle Gaziye hediye olarak yaptım” demiş. İçlerinden amirim dedikleri birisi “Bak usta; al bu çantayı, Atatürk hediyelere kızar” demiş. Annemin daha sonra anlattığına göre babama, o zamanın parasıyla 50 lira mı? 150 lira mı? Bir para vermişler. Babamı da trene bindirip postalamışlar. Babam çantayı onarmış ve bugün hala aynı şekliyle oğlum Recep’in evinde, bana yaptığı beşik ise büyük oğlumun evinde korunuyor.
...
Henüz hiç yorum yapılmamış.
