Günlük dertlerim
Bazı dertlerim anlık gerçekleşmekte mesela: kötü şöförler ve hıncım genellikle tek bir tip üzerinde yoğunlaşmış biçimde bu konuda. Taksiler ve sürücüleri. Bu varlıkların yol ahlakı konusunda eğitilmez birer primat olduklarını düşünüyorum. İstanbul'da geçirdiğim son 7 ayımda sayısız defa ezilme tehlikesi geçirdim ve sayamayacağım defa kural ihlali ile karşılaştım. Bunlar gerçekten bıkmış durumdayım asla ve asla medeniyette bir adım dahi olsun yaklaşabileceklerini düşündüğüm yaşam formlarındanlar bunlar.
Bir diğeri ise genelde desteklediğim ve kendimi daha rahat hissettiğim ''Sol'' tarafla ilgili. Evet bazılarımız hayatımızda Sol'u destekleriz ve bazen onun gereksiz biçimde ateşli bir savunucusu bile oluruz ama bence çok spesifik bir yerde solda durmayı ve ona gönülden bağlı olmayı bırakmalıyız. Yürüyen merdivenlerde solda duranlar. Sabahlarımı çekilmez hale getiren bir diğer gelişmemiş, farkındalık yetenekleri düşük memeliler. Bu bireylerin motivasyonlarını asla anlayamıyorum ısrarla orada durmaya devam ediyorlar, uyarıldıktan sonra bile yine o tarafa geçtiklerini gördüm çok defa, anlıyorum ve bence de artık sol desteği daha çok hak ediyor artık en azından şans verilmesi gerekiyor onca yıldan sonra ama bu kadarı fazla.
Kurallar. Çok basitlerdir ve özellikle toplum nezdinde uyulması oldukça basittir. Etrafına bakarsın ve dersin ki: ben şu an bu düşündüğümü yapmasam çok daha iyi belki birileri bundan rahatsız olur ve belki de bir takım insanlar bu yaptığım kötü davranıştan etkilenip tekrara düşebilirler ama derler mi dersiniz asla. Vapurlarda yapılmaması gereken çok net bir kural vardır o da sigara içilmemesidir. Önceden içiliyordu evet ama o zamanlar toplum olarak bu kadar da kansere hızlıca ilerlemiyorduk ve ayrıca vapurlarda çok öncelerinde alkollü içecek servisi de yapılıyordu eğer hala yapılıyor olsaydı ve bunun için bir alan ayrılmış olsaydı o zaman gönül rahatlığıyla sigaramı önce ben yakar ve biramdan bir yudum alıp 28dk'lık yolcuğumun keyfine bakardım ama biliyoruz ki şu an böyle bir durum söz konusu değil.
Akşamları içime dert olan bir diğer denyoluk ise metro çıkışlarında ve girişlerinde öncelik hakkının tanınmaması ve bunun direkt olarak sosyo-ekonomik bağlamda anlamlı bir yere koyabiliriz gibime geliyor. Özele bakmıyorum. Her ilçenin aydını olabileceği gibi doluca denyosu da vardır.
Güzelim Beyoğlu, keşke bu kadar kalabalık olmasa. Bazı zamanlar sabahları bile kalabalık oluyor ve evet farkındayım ne kadar nüfuslu bir şehirde yaşadığımın. Bu da zaten bir diğer derde doğru yol yapıyor. İnsanların kontrol edilebilirliğinin düşmesi. Şehre giriş çıkışın düzenli olmayışından, şehirleşmenin plansız oluşundan İstanbul'un güzelim sokakları ve caddeleri her gün tahrip ediliyor. Bu sadece her gün insanlar kullanılsın diye yapılmış alanları kapsamıyor. Daha özelinde tarihi eserlerin bozulmasına sebep oluyor. Paha biçilmez değerlerimizin, yaşamlarımızın sonuna kadar bile yetişemeyecek şekilde tahrip edilmesi ve buna bazı cenabların ön ayak oluşu büsbütün ihanetten başka bir değildir.
En büyük dertlerimden birisi ise yakın zamanda ortaya çıkmaya başladı. Söylecek bir sözümün olmadığını düşünmeye başladım. Bana öyle geliyor ki bu hayatımızın zemini gibi bir şey. Hayatım kadar önemli bir hale geldiğinde ki umarım o zamana kadar yaşamak istediklerimi yaşarım çünkü sonrasında yaşamaya değer bir şeyim kalır mı bilmiyorum. Söyleyecek önemli bir şeyimiz olmadan onları iletişime zorlamak, dakikalarca ve hatta saatlerce ondan bundan konuşmak ve evet bunların yapılması gerekiyor ve evet insan söyleyecek sözü kalmadığında hayatından kopup gitmiyor. Arayışı devam ediyor ta ki sesini bulana kadar. Elbette muhabbet etmeliyiz ama muhabbetimiz yine de diyaloglarımızdan kesitler içermeli yoksa o muhabbet monologlardan ibaret bir hale geliyor.
https://www.penta.com.tr/
2
Henüz hiç yorum yapılmamış.
