Kategoriler, Etiketlemeler ve Anlaşma Problemi Üzerine
Kategorilerin alt başlıklarında doğrudan insana dair bir şey açmak insanı nesneleştirmek demektir. İşte tam bu noktada kategorileştirme eyleminin bize dayattığı probleme parmak basmış bulunuyoruz. Birbirimizi anlama biçimimiz "Fenerbahçeli, bu partili ve cinsel yönelimi bu olan kişi" gibi sığ olmamalıdır. Bu yaklaşım oldukça tektipleştirici ve eksiktir. Halbuki insanların her ne kadar benzer noktaları olsa da özelinde herkes biriciktir. Bizi diğerlerinden ayıran bir özelliğimiz, biz onu bilmesek bile mevcuttur. Bir insanın karşısındakini anlaması, tanıması tam da kişinin bu biricikliğini görmeye çalışmaktır aslında. Ne diyor Freud : "Karşınızdaki kişiyi dinliyor musunuz yoksa konuşmak için sıra mı bekliyorsunuz?" Biricikliğimize yeltenmek, orayı merak etmektir sözü edilen dinlemek. Sıra beklemekse yalnızca geçmiş deneyimlerimizden yola çıkarak konuşulanın bizce ne ifade ettiğini düşünüp bunu söylemeyi beklemektir. Bizim için değil konuşan için ne ifade ettiğine baktığımız gün birbirimizi anlıyor, tanıyor, bilebiliyor olacağız. Bizler, birbirimizi aklın kategorilerine sıkıştırdıkça karşımızdaki insanı sınırlı olarak tanımayı kabul etmiş bulunuyoruz. Bu tanıma da çoğu zaman yüzeysellikten öteye geçemiyor. Sınırlı kategoriler üzerinden birbirimizi tanımlamaya kalkışmak kimi zaman eksik tanımanın, anlamamanın yanı sıra kişiyi yanlış anlamaya da iter. Bahsi geçen konuda karşımızdaki bir konum belirtmemişken bizim onu belli bir kategoriye uygun görmemiz aslında bambaşka bir şey anlatan dostumuzu yanlış anlamamıza sebep olacaktır. Bu konu (düşüncenin kategorileşmesi) çok uzun zamanlara yayılarak düşüncemiz içerisinde yer etmiş olması doğal olduğuna işaret edebilir. Bunun yanında ortama ve zamana bağlı olarak inşa ettiğimiz yapay kategoriler var. Bunlara da etiketleme diyoruz. Gelin bir de bunun tehlikeli yanlarını inceleyelim.
Henüz hiç yorum yapılmamış.
