onurtoteles-.-sapere aude! @onurtoteles.sapere_aude_1046

aklını kullanabilen insanlar için bir deneme;

-Birlikten kuvvet doğar, din birlik yaratır. İlkel din ihtiyacı birlik olma mecburiyetinden kaynaklanır ve insanlık birlikte olmaya ne kadar çok ihtiyaç duyarsa (bu coğrafi olarak değişiklik gösterir) din kavramı o kadar baskın olur.


-Günümüzde birlik olma ihtiyacı gitgide azaldığı için din güçsüzleşmektedir. Birlik inançtan doğar, inanç duygudan doğar, kuvvet de birlikten doğar, peki düşünce? Ayrılık düşünceden doğar, düşünmeye başladığınızda ayrılırsınız, düşünmenin en büyük belirlenimi ayrılığa yol açmasıdır. Düşünmeye başladığınızda ayrılmaya da başlamışsınız demektir, ayrılmaya başladığınızda ise uzaklaşmaya başlarsınız.


-Birlik kavramına önem veren topluluklar tarih boyunca istisna göstermeden sağ-töresel insanlardan oluşur, tüm dinler de bu toplulukların ürünüdür, daha doğrusu toplu halde yaşayabilmek için, insanlar aklı temele alıp birbirleriyle sözleşmek yerine, yasaların tanrı aracılığıyla iletildiğine inandırılıp böyle yönetilmişlerdir. Olumlu ve olumsuz tarafları olan bu durum, hiç kuşkusuz hâlâ tüm dünyada kalıcı etkiler bırakmış halde. Din temelli yönetilen toplumlar birlik içindeyken dinden uzaklaşan toplumlar kendilerini yalnızlıkla mükafatlandırmış durumdalar. Teknolojinin en önemli faydalarından biri olan bilgiye erişim sayesinde insanlar aklını geliştirebilir durumda, bunun sonucu da; yeni bir dinin kabul edilmemesi. Örneğin; günümüzde biri çıkıp peygamberliğini ilan etse ve tanrıdan sözler aldığını söylese, yeni kurallar, yasalar koysa ve bunların tanrı emri olduğunu söylese, (umarım ki) insanların neredeyse tamamı bunu önemsemezler bile, çünkü aklımız bize bunun olamayacağını doğal olarak söyler. Ayrıca yeni bir dine de ihtiyacımız yoktur, mevcut toplumsal ilişkiler birlikte olmamızı zorunlu kılmaz hatta ulusal ilişkiler dahi aklı temele alarak belirli kurallarla, insan hakları adı altında “toplum sözleşmeleri” yaparlar. Bu sebeple tanrı emri olan, bizim dinimiz dışındakileri öldürmek zorunda kalmayız, nitekim onlar da sizi öldürmek zorunda kalmazlar çünkü aklını kullanarak, düşünerek bunun doğru olmadığı sonucuna varabilirler. Bilim akla eşittir, din inanca. İnanç aklın konusu olsa bilgi olurdu, akıl kanıt olmadan inansa, inanç olurdu. Bilim ve din birbirlerini dışlarlar, ta ki dindar insanlar, dinin kanıtının kendi kutsal kitapları olduğunu iddia etmeyene kadar. Çünkü; bir şeyin kendi kendisinin kanıtı olması mantıken çelişkilidir. İnanma ihtiyacı zorunlu olarak ortaya çıksa da bilimin ilerlemesi, bu inançların yerini, sorgulanabilen bireysel inançlara bırakmakla ancak var kalabilir. Bu da ancak düşünmeyle, kendi mağaranıza çekilip kendi dogmalarınızı muhakeme ile mümkün, anlamlı yaşantılar ancak bu şartla gerçekleşir. Bunu yapma ile de uzaklaşmak zorunda kalırsınız, fakat bu uzaklaşma yerini; aklını kullanabilen ve sorgulanabilen inançlara sahip diğerleri ile bir olmaya bırakır, burada da öldürmek, yalan, namussuzluk olamaz çünkü akıllı insan iyi ile kötüyü ayırt edebilecek duruma gelmiştir. İnsanlığın en üst aşaması bu şekilde gerçekleşecektir, zaman ve teknoloji insanları yalnızlaşıp düşünmeye zorlayacak ve bundan sonraki birleşme, güçlü olma gerekliliği için değil, düşünceleri paylaşma isteği için doğacaktır.


Eleştirilmeye bayılırım, lütfen çekinmeden yorum yapın tartışalım.


Onur KÜÇÜK

11
onurtoteles-.-sapere aude! @onurtoteles.sapere_aude_1046

teşekkürler, tribüne oynamaktan ziyade ileriye bakınca naçizane iki seneçek görüyorum; ilki hawking’in ünlü söylemiyle çok geçmeden insanlık türünün yok olması, ikincisi ise; uyum sağlama mecburiyetinde kalıp delirmemek adına safsataları bir kenara bırakıp, eylemlerimiz ve sistemlerimiz üzerine daha çok düşünmeye başlamamız. Yoksa pesimistik olan bizler nihilizme doğru adım adım ilerlemeye devam edeceğiz. :)) not:alman ve fransız romantizmi etkisinde kalıp hayaller aleminde yaşadığımı düşünenlere erkenden savunma; bunun ütopya olduğunu kabul ediyor ve tartışmayı umuyorum. :)

Daltonist @Daltonist_1402

Bir temenni diyerek hafifletmek istemiyorum fakat oldukça güçlü argümanlar var. Yer yer gelecekte böyle olur mu yahu diye umutlandırdı. Yazının tribüne oynama gibi bir derdi olduğunu asla düşünüyorum ama bir yanım hep pesimist kalıyor. Umarım böyle bir yere kanalize oluruz. Belki de sosyal medya bizi iyileştirecek tek yer. Analizlerine imrendim :) tebrikler

3

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli