+ bahis
zamanında amatör yazarlara sarmasam, okumayı kademeli olarak bırakmasam bi de insanlardan soğumasam; yazın anlamında daha yetkin bir insan olarak var olacaktım bana kalırsa. konuşurcasına yazıyor olmaktan öteye gidip, daha kusuru az bir anlatım diline sahip olup, daha geniş bir dağarcığa, daha sakin bir düşünce yapısına sahip olacaktım belki de. başından sonu belli cümleler kurmak yerine, kelimelerimin ara sokaklarına çekecektim seni de kendimi de. cümlelerim yol olup uzanacaktı yanından, okuduğun an, bulunduğun noktadan… sırtından sarılacak, boynundan sokulacak, nefesine karışacaktı belki de; sarf ettiğim her hece. sen okurken, ben olurdum belki ben ve geceleri hesap sormayı keserdim kendimden. kendimi aramayı, her seferinde meşgul sesini duymayı; “anlatsam herkes anlardı, anlamadın işte anlatılmayanı” gibi lafbazlıklara kaçmayı; geçimsiz, aksi, huysuz, gergin bir insan olmayı; demirini, betonunu hesaba katmadan kendime duvarlar örmeyi; buzdan bir kalıp gibi dururken tuza maruz kalmayı; her cerihamda kabuğuna davranmayı; her söylenenle sarsılmayı; her sarsıntıda devrilmeyi; her devriklikte iktidarı lanetlemeyi; her iktidarsızlıkta sırtından vurulmuş bir yaban domuzu gibi sağa sola saldırmayı, her saldırıda kamuflaj misali makyajlar yapmayı; her savunmada büründüğüm zırhlara haddinden fazla anlam saymayı; sürekli savaş halinde olmayı, sürekli kaybolmayı; sürüklenmeyi… bırakırdım kendimi… behrengi’nin küçük kara balığı gibi.
ben güçlü kadın oldum olmaya da, hem suçlu hem güçlü kadın oldum en fazla; en suçlu, en güçlü kadın oldum haddinden fazla. sonra büküldü uzay, döküldü yüzüm, bozuldu ağzım, yumuldu gözüm. ben gözleri çekik de oldum, anasının gözü de. sivri dilli, fevri, dizgini olmayan at; at kenara, köpek sağa, ben bi sağa bi sola. üçüncü dönem, dön em müzikleri sakilliği sarıyor bedenimi; laflarımı bi kaç senedir öyle inceden sokuyorum ki, seneler oldu uyanmadı kimi. hepinizden birer tane var diye adam değilsiniz. bendense üç tane var, ben de bitanen değilim. tane tane dağılsam da çoğum sizden, en çok da senden… ondan hoşlanmıyorsun ya benden. hesaba basmayan kafam; matematiğinin erkekliğinden tutup çekince, koparırım diye korkuyorsun çirkince. korkunca çok çirkinleşiyorsun, bunca zaman bilmeden bundan bana ket vurdun. ben yenerim diye korktuğunda, seni yenerim diye korkunca sevemiyordum seni. bilmiyordun, ben senle hiç yarışmadım ki. kaybedeceğin dövüşe girmem.
yazmaya yazardım, okumaya okurdun, anlamaya anlamazdın. anlamazsın. anlatamam çünkü. ben hiç bir zaman edebiyata yeterli vakti ayıramayacağım. hele okumayı ve yaşamayı bırakmış, yalancı sonbaharlara aldanmış bir gazel olarak… bi itiraf, onu okumaktan korkuyordum, bi kaç satırına denk geldim, sebebini öğrendim: öldüğünde nefesinden en çok ben içime çekmişim. birebir kurduğumuz bi kaç cümlenin varlığına ben inanmıyorum hâlâ, sen de hiç inanma.
yine de yazmaya yazardım, ama bi sayfayı pek nadir aşıyor inancım, iki sayfayı zaten bulmuyor. ah be yıllar, rüzgara yanık sigara gibi hızlı gittiniz. şu satırları okuyan insanlar bilmiyorsunuz ki bende neler biriktirdiniz. yazdıklarım bir gün açığa çıkacak olsa, konuşulacaklar var; oysa kağıda dökemediğim içimde hapsolanlar… kafanızda kurduğunuz psikozlar bile olamayacaklar.
bazı hayallerim benim de vardı inanmazsın. bazı prangalarım vardı, koluma bilezik. ince bileklerimle çevire çevire oynar yükümlülüklerimle, arada çıkarır boynuma geçirirdim urgandan kolye niyetine. yoksa bu yaşta şu ilginç aksesuarlarım niye? yazıyorum elimden geldiğince, okunuyor da kimilerince; haddinden uzun cümlelerim, haddini aşan maksadını taşan laflarım bile. bu saatte neyi merak ediyorum biliyor musun? ne düşünüyorsun? ne hissediyorsun? kafandan neler geçiyor? benle ilgili kısmı umrumda değil, senle ilgili kısmı da kaldırabileceğim gibi değil. yazdıklarımla ilgili kısmı benim açımdan kabul edilebilir, senin açından bahsedilebilir. anlat bana hiç sevmediğim okuyucu, ne anladın anlattığımdan?
Henüz hiç yorum yapılmamış.