YÜREĞİMİN SESİ
BAŞKA BAHARA
Sonbahar rüzgârının içimdeki yaz güneşini söndürmek istercesine estiği bir gün. Bahar muştularını kara haberlere çevirmeye namzet kapkara bir kış kapıda... Bahara ait ne varsa, yaşama ait ne varsa alıp götürecek karlar altındaki ak sinesinde saklayacak toprağın. Uyutacak bahar tohumlarını titreten gök gürültüleriyle uyanıncaya dek. Karakış kara toprağın bağrında büyütünceye kadar ümitleri, koruyacak tohumları. Ve sonra yeniden Yüce adaletin söz sırasını ona vereceği ana kadar toprak annelik edecek ak saçlarıyla, yeşerecek ümitlere. Yeni muştulara gebe bahar gelsin, toprak filizlerini büyütsün diye.
Güneş artık bulutların karanlığına, griliğine söz geçiremiyor. Eylül sonu ve ekim... Ümitlerin başka bahara kaldığı günler... Ve üşüyen hayaller, belki kalpler... Hayır, hayaller, ümitler üşümesin. Kalp ateşinin sıcaklığında konaklasın. Gönüllerin misafiri olsun, filizlenip boy vereceği bir sine buluncaya kadar. Güz güneşinin içimizi ısıtmaktan aciz, zayıf elleri okşarken tenlerimizi, hafif bir ürperti duyarız. Ancak ümitler ve hayallerdir bizi ısıtan.
İşte son yapraklarını da toprağa veriyor ağaçlar, yavrusunu cennetlere yolcu eden anne hissiyatıyla. Savaşta sancağı yere düşmüş, yorgun bir nefer gibi... Elleri toprağın kara bağrında sancağını yerden kaldıracak yiğitleri beklemekte.
Hancılar yavaş yavaş kış hazırlıklarını tamamlamakta. Yolcu geldi gelecek. Kara kışın beyaz güvercini karlar düşmeye başladı mı herkesi bir hüzün sisi sarar. Ve çıtır çıtır yanan sobanın alevlerinde arar kaybettiği sıcaklığını yolcular.
Yolcu mahzun, yolcu kederli... Belki bir başka bahara...
Henüz hiç yorum yapılmamış.